Ozon Tedavisinin Kullanım Alanları

ozonun kullanım alanları– Hipertansiyon, damar tıkanıklığı gibi arterial dolaşım bozukluklarına bağlı hastalıkların tedavisinde,
– Zor iyileşen enfekte yaralarda, yanıklarda, deri lezyonlarında,
– Diyabetik kangrende, mantar enfeksiyonlarında,
– Ülseratif kolit, spastik kolon gibi bağırsak hastalıklarında,
– Bakteri ve virüslere bağlı enfeksiyon hastalıklarında,
– İltihablı eklem romatizması, gibi enflamatuar ve dejeneratif romatizmal hastalıklarda,
– Kanser tedavilerinde ek tedavi olarak,
– Anti aging etkisi ile Alzheimer, senil demans, parkinson hastalığı gibi geriatrik sorunlarda,
– Depresyon, kronik yorgunluk sendromunda,
– Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde,
– Karaciğer enflamasyonuna bağlı hastalıklarda (Hepatit B, C) Sporcularda performans artırıcı olarak,
– Kronik bronşit, astım, allerjik bronşit, sigaraya bağlı akciğer lezyonlarının tedavisinde,
– Kronik nefrit, nefrotik sendrom gibi böbrek hastalıklarının tedavisinde,
– Cinsel aktivite bozukluklarında,
– İnsüline bağımlı şeker hastalıklarında ozon tedavisi uygulanmaktadır.
– Obezite

Ozon Tedavisinin Tarihçesi

ozonun tarihçesi1832 yılında ünlü kimyacı Christian Friedrich Schönbein “Kimyasal Yollarla Ozon Üretimi” (Erzeugung des Ozonz auf chemischem Wege) başlıklı kitabını yayınladı. Schönbein başlangıçta ozonun bir nitrojen bileşeni olduğunu zannediyordu. Baron Justus von Liebig dergisinde (Liebigs Annalen) ozon hakkında daha kapsamlı bir deneme yayınladı. Ozon kavramı yerine ‘‘ozonize oksijen’’ terimini kullandı. Oksijeni “kimyanın kahramanı” ilan etti. 1857 yılında bir mühendis olan Werner von Simens tarafından geliştirilen ‘‘üstün indüksiyon tüpü’’ sayesinde ilk teknik ozon birimi oluşturuldu. Kleinmann, bu jenaratörle, patojenik tohumlar üzerindeki ilk bakteriyolojik deneyleri ve ozon insüflasyonunu, ozonun insan ve hayvan müköz zarları üzerindeki etkisini test etti.

İlk ozon tüpünün geliştirilmesinden tam yüz yıl sonra Joachim Hansler ozon/oksijen karışımının doz ayarlamasını yapacak ilk tıbbi ozon jeneratörünü geliştirerek ozon terapi uygulamalarının ilk adımlarını attı.Bu çok önemli değişikliklere rağmen ‘‘Simens tüpü’’ adını kullanmayı sürdürdüler. Bir Avusturya’lı cerrah olan Erwin Payr 1932’de geçirdiği bir hastalık sırasında diş hekimi E.A. Fisch yardımıyla kendi bedeninde ozon tedavisini denedi.Payr 1935’de 290 sayfalık ‘‘Cerrahide ozon tedavisi’’ (Über Ozonbehandlung in der Chirurgie) çalışmasını, Berlin’de toplanan 59. Alman Cerrahi Derneği Kongresi’ne (Deutsche Gesellschaft für Chirurgie) sundu. Bu sunum bugünkü ozon tedavisinin başlangıcını oluşturdu.

Diş hekimi ve cerrah olan Fisch 1950’de ozonla ilgili geniş bir doktora tez çalışması hazırladı. Joachim Hansler ve Hans Wolff 1950’lerde beraber çalışarak ozonun tıpta kullanımını geliştirdi. Ozonosan adını verdikleri jeneratör ile modern ozon tedavisinin ilk temellerini atmış oldular.

1972’de Tıbbi Ozon Derneği’ni (Arztliche Gesellschaft für Ozontherapie) kurdular. Derneğin amacı ozonla ilgili çalışmaları koordine etmek, araştırmaları desteklemek ve ozon tedavisinin genel olarak kabul görmesini sağlamaktı. 1993’ de Tıbbi Ozon Derneği’nin adı “Hastalıkların Önlenmesi ve Tedavisinde Ozon uygulamaları Tıp Derneği” olarak değiştirildi. Tıbbi ozonun lokal uygulama araştırmalarını başlatanlar A. Wolff, Payr ve Aubourg’dur. Wolff, Birinci Dünya Savaşı yıllarında çürümekte olan yaraları, kemik kırıklarını başarıyla tedavi etmiş, enflamasyonları(phlegmon) ve abseleri iyileştirmiş ve bu sonuçları 1915’de yayınlamıştır.

Bir cerrah ve ozon terapisti olan Payr’de araştırmaları ve eserlerinde bugün bilinen yöntemlerin çoğunundan bahsetmiştir. Aynı yıllarda Fransız hekim Aubourg ‘‘ozon şırıngası’’ ve rektal insüflasyon yöntemini geliştirmiştir. Bu yöntemde enfeksiyonlu bağırsak hastalıklarında ozonun lokal ve sistemik etkisi beraber kullanılmıştır. Werkmeister ‘‘alt atmosferik ozon gazı uygulaması’’ nı lokal tedavilerde kullandı. Rokitansky diyabetik gangrende topikal ve sistemik ozon tedavisi üzerine ilk kapsamlı çalışmaları gerçekleştirdi.

1950’lerden sonra ozona dirençli plastik gibi maddelerin gelişmesiyle araştırmalar hız kazandı. Knoch rektal ozon insüflasyonu üzerine çalışmalar yaptı. Özellikle Fahmy tarafından, birçok endikasyonda tıbbi ozon temel tedaviye yardımcı olarak kullanımı geliştirildi. Washüttl , Beckley,Freeman ve Rokitansky tam kan ve plazmadaki peroksit oluşumunu ilk olarak inceleyen çalışmaları başlatmıştır.

Bocci ozonun immüno-kompetan hücreleri aktive etmesi üzerine araştırmalar yapmıştır.1979 yılında Dr. G.Freibott ilk kez AİDS’li bir hastayı ozonla tedavi etmiştir. 1990 yılında ozonun biyolojik etkileri üzerine araştırmalar başlatılmıştır. Boci, Peralta ve arkadaşlarının yürüttüğü çalışmalarda rektal insüflasyon şeklinde koruma amaçlı kullanılan ozonun hepatik iskemi vakalarında iyileşme sağladığı gösterilmiştir.1999’da yapılan ölümcül peritonit çalışmasında ,%95 olan ölüm oranı %35’e indirilmiştir.

Antibiyotik tedavisi ile beraber ozon uygulaması ölüm oranını %80 hatta %100 oranında azaltmıştır. Bu araştırmalar ozon ve antibiyotiklerin sinerjik etkilerini göstermektedir. Schultz’un 1999’da başlattığı bu çalışmaları, 2001’de Lell enfekte insan alyuvarları üzerinde başarıyla uygulamıştır.

Türkiye’ de ozon tedavisini ilk olarak 1999 yılında Dr. Muammer Velidedeoğlu başlatmıştır.

Ozon Tedavisi Nedir?

Ozon pek çok sayıda patolojik durumu olumlu olarak etkiliyebilmekte, hatta iyileştirmektedir. Bir dizi bilimsel araştırma ve tıp yayını bu olguyu desteklemektedir.

Tıbbi ozonun diğer tedavi yöntemlerine ek olarak uygulanabildiği gibi bazı hastalıklarda da tek başına tedavi edici özelliği vardır. Aynı zamanda ozon tedavisi bağışıklık sistemini güçlendirir, hücre oksijenlenmesini artırır, beyaz kan hücrelerinin ve anti kanserojen maddelerin salınmasını uyarır, kanın dolaşım hızını artırır ve alyuvarların kalpten en uzaktaki doku ve hücrelere ulaşabilmesi için en küçük damarlarda bile hareket edecek kadar esnek olmasını sağlar.

Bu etkilerinden dolayı ozon tedavisi, yaşlanmayı geciktiren, hücre yenilenmesini sağlayan ve organizmanın hastalıklara karşı mücadele gücünü artıran bir tedavi yöntemidir. Sağlıklı kişilere bile, yılda 10 seans ozon tedavisi uygulandığında yaşam kalitelerinin arttığı, günlük stres ve hastalıklara karşı daha dirençli oldukları izlenmiştir. Ancak herkes tıbbi ozonun, doğru biçimde ve sorumlu ellerde uygulandığı zaman ve doğru endikasyon belirlenmiş ise, güvenli, pratik, etkin ve (en azından bir korunma önlemi olarak) ucuz bir tedavi yöntemi olduğunu bilmelidir.

Son 15 yılda Majör Otohemoterapi, düşük riskli ozon uygulama yöntemlerinden biri olmuştur. Ozon – kan reaksiyonu, hastanın vücudunun dışında gerçekleşmekte, aktifleşen alyuvar hücreleriyle zenginleşen hastanın kendi kanı re-infüzyona sokularak immüno-kompetan hücreler aktive olmaktadır. Bu tedavide ilke olarak steril tek kullanımlık ve ozona dayanıklı malzeme kullanılır. Uygulama kapalı, basıncı alınmış bir sistem içinde yapılır.

Ozon tedavisi hastaya ve hastalığa göre ,ozon terapistinin (ozon tedavisi eğitimi almış doktor) belirlediği seanslarla ve aralıklarla
yapılmalıdır.

Ozon Tedavisinin Uygulanması

1- MAJÖR OTOHEMOTERAPİ
Sistemik uygulama yöntemidir. Son 15 yılda ozon tedavilerinin en önemli yöntemi haline gelmiştir.”Ozon+kan” reaksiyonu hastanın vücudunun dışında gerçekleşmektedir. Bunun için hastadan 50-100ml kan, basıncı alınmış, steril, tek kullanımlık, ozona dayanıklı setten oluşan özel kapalı bir sisteme alınır. Bu sistem içinde hastanın kanı, ozon jenaratöründen alınan doğru dozda ozon ile zenginleştirilir. Bundan sonra hastanın ‘‘kendi kanı’’ aynı transfüzyon setinden geri verilir.

Ozonla çalışırken hijyene dikkat edilmesi yanında, özel ozona dirençli malzeme kullanmak çok önemlidir. Majör otohemoterapi, geriatride (yaşa bağlı hastalıklarda) yeniden canlanmayı sağlamak için, dolaşım bozukluklarında, enfeksiyonlarda, viral kökenli hastalıklarda, bağışıklık yetersizliğinden kaynaklanan hastalıklarda, romatizma-eklem hastalıklarında kullanılır.

2- MİNÖR OTOHEMOTERAPİ
Bu yöntemde ozona dirençli, tek kullanımlık, bir şırınga içinde, hastanın 3-5ml kanıyla karıştırılmış ozon intramüsküler (kalçadan) olarak tekrar hastaya verilir. Genelde alerjik hastalıklarda, akne tedavisinde kullanılır.

3- TORBALAMA YÖNTEMİ
Bu yöntemde ozon tedavisi uygulanacak bölüm özel ozona dayanıklı torbalar içine alınır. Lezyona göre ozon dozu ayarlanarak jeneratörden ozon verilir. Gerekli süre ozon içinde bekletilir. Bu yöntem enfekte ve iyileşmeyen yaraların tedavisinde kullanılır.

4- REKTAL OZON UYGULAMA YÖNTEMİ
Ozona dayanıklı, tek kullanımlık setlerle ozonun rektal yoldan verilmesi yöntemidir. Daha çok çocuk hastalarda, damar bozukluğu çok ileri olan yaşlı hastalarda uygulanır. Sistemik etkisi yanında ozonun lokal etkisinden de faydalanılır. Bu amaçla kolit, crohn hastalığı, proktit ve fistül tedavisinde önemli bir tedavi yöntemidir.

5- İNTRAARTİKÜLER OZON UYGULAMASI
Ozona dayanıklı özel enjektörlerle ozonun eklem içine uygulanması yöntemidir.İntraartiküler ozon enjeksiyonu kısa sürede ağrıyı dindiren, şişleri indiren,ateş düşüren ve eklem hareketliliğini artıran bir yöntemdir.En önemli endikasyonları gonartros, kireçlenme, artritler ve romatizmal hastalıklardır.

6- OZON SAUNA UYGULAMASI
Ozon sauna genelde deri hastalıklarında, selülit tedavisinde uygulanır. Aynı zamanda deri yoluyla vücuttaki toksinlerin atılımında etkilidir ve cildin yumuşamasına, gençliğini korumasına yardımcı olur.

Neden Ozon

Vücudumuzda 75-100 trilyona yakın hücremiz vardır. Bu hücreler arasında saniyede üç milyara yakın biyokimyasal reaksiyon olur. Hücrelerin bu fonksiyonlarını sürdürebilmesi için bir enerjiye ihtiyaçları vardır. Enerji için de bir yakıt gerekir. İşte bu yakıt canlılar için “oksijen”dir. Oksijenin olmadığı yerde ‘‘hayat’’da olmaz. Bu nedenle normal sağlıklı hücreler oksijene bağımlı bir metabolizmaya sahiptir. Buna ‘‘aerobik’’ yaşam denir.

Normal yaşamımızda, herhangi bir sebep ve sebeplerle, değişme olursa teneffüs ettiğimiz oksijen yetersiz kalır (stres, hareketsiz  yaşam, sigara, alkol, bilinçsiz ilaç kullanımı, çevre kirliliği, kanser, ameliyatlar, akciğer-kalp hastalıkları, kötü nefes alışkanlığı, dolaşım  bozukluğu v.b.). Böyle durumlarda kişiler kendilerini çok yorgun, halsiz, mutsuz hissederler. Yaşam kaliteleri düşer, çalışma ve yaşama güçlerinde azalma başlar. İşte bu gibi durumlarda ‘‘ozon’’un çok büyük faydası görülmektedir.

O Z O N = O K S İ J E N + E N E R J İ

Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3).İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir.

Medikal ozonun bakterisidal (bakteri öldürücü), fungisidal (mantar öldürücü) ve virostatik (virüs çoğalmasını önleyici) etkisi nedeniyle bakteri, mantar ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların ve enfekte olmuş yaraların tedavisinde kullanılır.

Medikal ozon tedavisi, birçok hastalıkların tedavisi yanında bağışıklık sistemini güçlendiren, hücre oksijenlenmesini arttıran, beyaz kan hücrelerin ve anti-kanserojen maddelerin salınmasını uyaran, kanın dolaşım hızını arttıran alyuvarların kalpten en uzaktaki dokulara ve hücrelere ulaşabilmesi için en küçük damarlarda bile hareket edecek kadar esnek olmasını sağlar. Medikal ozon tedavisi, yaşlanmayı geciktiren, hücre yenilenmesini mümkün kılan ve organizmayı hastalıklara karşı mücadelede daha güçlü kılan, hiçbir yan etkisi olmayan ve hiçbir ilaçla etkileşim yapmayan, yaşam kalitesini arttıran bir yöntemdir.

Sağlıklı kişilerin bile yılda 10 seans ozon tedavisi aldıkları takdirde yaşam kalitelerinin arttığı günlük strese ve hastalıklara karşı daha dirençli hale geldikleri görülmektedir.

Avrupa’da yaygın olan MEDİKAL OZON TEDAVİSİ, sadece Almanya’da 9000’i aşkın hekim tarafından uygulanmaktadır ve üniversite hastanelerinde de uygulanmaya başlanmıştır.

Doğada Ozon

Ozon stratosferde bulunan en önemli gazlardan biridir. Azami konsantrasyonu 20-30 kilometre (12-18mil) yükseklikte yaklaşık 1000 µg/m3 düzeyine ulaşmaktadır. 200-300 nm dalga boyunda UV aralığındaki emilim kapasitesi sayesinde ozonosfer, güneşin yaydığı yüksek enerji yüklü ultraviyole ışınlara karşı koruyucu bir filtre mekanizması oluşturmakta ve biosferdeki biyolojik dengeyi korumaya yardımcı olmaktadır.

Bazı zamanlar hava türbülanslarının sonucunda ozon yeryüzüne daha yakın katmanlara, daha küçük miktarlarda da olsa sızabilmektedir. Şimşekli fırtınalardan sonra ozonun kimi özelliklerini saptama şansı buluyoruz. Ultraviyole ışığın, sis ve dumanda bulunan çeşitli elemanlar (özellikle nitrojen oksitleri) üzerindeki etkisi altında ve oksijen basıncı koşulunda ozon oluşmaktadır. Sisin yoğunluğunu ölçmekte kullanılmaktadır.

Ozonosferde mevcut ozon tabakasının tahrip olmasına bağlı ozon konsantrasyonundaki düşme, güneş ışınlarının ultraviyole bileşenine karşı korumanın azalması anlamına gelmektedir. Bunun sonucuda ozon delinmesidir.Filtre görevine yetecek kadar ozon bulunmadığından UV ışınlar engellenmeksizin dünyamıza ulaşabilirler. Bu ışınlar deri kanserine neden olabilirler, genetik süreçleri etkiliyebilirler.

Ozon Nedir

Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal gazdır. Ozon normal atmosferik oksijenin çok enerji yüklü bir halidir. Oda sıcaklığında ozon renksiz ama karakteristik kokusu olan (fırtına sonrasında,yüksek yerlerde veya deniz kenarında hissedilebilir) bir gazdır. Ozon gazı, 1840’da Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein tarafından keşfedilmiştir. Yer seviyesine yakınken 10 milyon birim havada 1 birim ozon (O3) konsantrasyonunda sis biçimini alır.2000 metre yükseklikte daha azdır. Teknik Ozon Teknik ozon, ozon ve havanın karışımı olup atmosferik havadan hazırlanır. Bütün dünyada ilke olarak su sterilizasyonunda (şehirlerde içme suyu tesisleri) ve kimyasal beyazlatma işlemlerinde kullanılır. Tıbbi Ozon Teknik ozonun tersine tıbbi ozon, saf tıbbi oksijenden sessiz elektrik deşarjıyla hazırlanır.İstenen doz ve konsantrasyonda O3/O2 karışımı elde edilir.Ozon molekülü sabit değildir.Bu nedenle tıbbi ozon her zaman taze olarak çalışma yerinde (özel bir jeneratör yardımıyla) hazırlanır ve anında uygulanır. Çünkü bir saatin sonunda orijinal ozonun yalnızca yarısı elimizde kalır,ve gerisi yeniden oksijene dönüşür.